Güvenlik Terimleri Sözlüğü – Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı
Güvenlik, genel olarak bireylerin, toplumların ve devletlerin tehditlerden uzak olması veya var olan tehditler karşısında kendilerini emin hissetmeleri hali olarak tanımlanmaktadır. Bu bağlamda, aslında tarihin her döneminde
insanlığın ihtiyacı olan güvenlik kavramının modern devletin ortaya çıkışıyla birlikte günümüzdeki anlamına kavuşmaya başladığı söylenebilir. Bu süreçte, güvenlik devletlerin ve siyasi iktidarların vatandaşlarına karşı en önemli yükümlülüğü ve meşruiyet kaynağı olarak kabul edilmiştir.
Güvenliğin sağlanmasında, devleti temel aktör olarak gören bu yaklaşım, yirminci yüzyılın sonuna doğru uluslararası güvenlik kavramının ortaya çıkışı ve insan haklarının gelişimiyle birlikte yeniden ele alınmaya başlanmıştır. Bu dönemde savaşların önlenmesi ve barışın korunması misyonlarıyla birlikte uluslararası örgütlerin kurulması hızlanmıştır. Bununla birlikte, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları neticesinde yaşanan büyük can kayıpları, uluslararası örgütlerin barışı sağlama ve çatışmaları önleme konusundaki işlevlerinin sorgulanmasına neden olmuştur. Soğuk Savaş dönemiyle birlikte, güvenlik çalışmaları, iki kutuplu dünyada “ulusal çıkarlar, ulusal güvenlik, güvenlik stratejileri, askeri güç/kapasite artırımı, nükleer caydırıcılık ve güvenlik ikilemi” kavramları etrafında yeniden realist bir görünüme bürünmüştür.
Soğuk Savaş sonrası dönemde, devlet dışı aktörlerin neden olduğu güvenlik tehditleri (terörizm, yasadışı göç, organize suç örgütleri, kimlik çatışmaları, çevre güvenliği, kültürel, sosyal ve ekonomik güvenlik vb.) nedeniyle güvenliğin sadece devletler arasında ve askeri güç ilişkileriyle açıklandığı realist yaklaşımlarla ele alınmasının yeterli olmayacağı yönünde yaklaşımlar belirmiştir.




